Tanzanya’da Kız Başına Safari veya Hakuna Matata-1

Tanzanya mı? Safari mi? Çok garip zevklerin var Ebru… 🙂

Evet zevklerim garip, dünyayı dolaşmak,

yeni yerler, insanlar görmek tanımak gibi.

“Tanzanya” veya “safari” isim olarak bile başlı başına

hayalini kurduğum, senelerdir yapmak istediğim bir geziydi.

Hele Kilimanjaro’ya direkt THY seferi olduğunu öğrendiğimde çok

mutlu oldum. Hayal gibi bir isim Kilimanjaro…

Hemingway‘in izinde olmasam da rüya bir isim.

2014-07-27 15.43.49

Büyük göç sezonu, kurak sezon diye çok da didiklemeden,

Serengeti kısmı en çok olan,

yani safarisi bol bir turu seçtik kendimize.

En büyük dert sinek, sıtma konusu idi.

Araştırdık kırk yere sorduk, sıtma olsak mı, olmasak mı,

neyse sonunda aslandan değil de bi sinek yüzünden

seyahetten eksik kalmayalım diye gittik.

Sabiha Gökçen Havaalanı’nda sınır güvenliği ve sağlığında

sarı humma aşımızı olduk. Hem de ücretsiz.

Sıfır yan etki ile atlattık.

Dönüşte anladım ki Türkiye’ de daha çok sinek var!

Neyse safarici olduk ya, yani bir nevi

Harrison Ford in Indiana Jones.

Dolayısıyla şort t-shirt gidecek halimiz yok taa Afrikalara.

Trekking kılığı donanalım, kafamıza da şapka takip

Out of Africa‘ da Merly Streep tadında dolanalım dedik

ama sahiden sonunda Merly Streep’e değil de

Indiana’ya bağladık.

Neyse ilk durak çeşitli outdoorcular, bunlar Beşiktaş, Karaköy ve Bağdat Cad.de bol miktarda bulunuyor. Lafuma, North Face gibi markalar… Uv50’ye ve sivrisineğe dayanıklı şapka indirimde 90TL, pantalon ise 220TL idi. 4mevsimlik 1trekking ayakkabisi ise 340TL. Pantalon bir fermuar hareketiyle şort bile oluyordu,                             o derece multifonksiyonel.

Neyse paraları bayıldık mecburen.

Tek pantalonla 6 gün hesabı yaptım çocuk kir tutmaz deyince. Gömlek de alayım derken 180TL etiketi görünce oldu kalsın dedim. Gömlekleri Mango & Mavi’den keten ve uzun kollu olarak 50TL’ye hallettim aslında gerek te yokmuş hiç bu kadar kasmaya :))       Neyse ileride değinirim ama şapka, ayakkabi ve pantalona verdiğim paraya helal dedim sonra. Sivri vs meselesi değil de      hiç terletmedikleri gibi su geçirmez özellikleri ile                              son gün yağmur altındaki “trekking”de 10 puan aldılar.

Meraklısına not; bu seyahatin vazgeçilmezi dürbün

ve iyi bir fotoğraf makinası, gerisi hikaye…

Evet, Thy uçağındayız, Mombasa aktarmalı ve tek Türk yok. Yolcular İspanyol ağırlıklı.

7 saat sonra Klimanjaro’ya indik. Havaalanı küçücük.

Girişte bir form doldurup 50 dolara vize alıyorsunuz,

bu işlemler maksimum yarım saatte halloluyor.

Dolar her yerde geçiyor, o yüzden yerel para almanıza gerek yok.

Zaten havaalanında da o tarz yerler yok .

Turizm danışma bürosu bile yok. zaten herkes ingilizce biliyor.

Arusha

Uçaktan inince rehber karşılayıp şehirdeki otele götürecekti. Aklımda hep North Face’teki çocuğun “sakın kimseyle el sıkışmayın” lafı. Ama o da ne! Bizi karşılayan çocuk adının Jason olduğunu söyleyip hararetle elimizi sıktı. Zeynep hemen Pürel çıkardı çantadan. Indiana Jones olduk ama Pürelli versiyon;) Jason iki kizin gelmesine hayret ettiğini söyledi.

Valizleri attığı gibi arabaya çıktık yola. Araba da araba degil, tank. Toyota Land Cruiser ama nuh nebiden kalma tam boyle   National Geographic belgesellerindeki araba, yeşil tank gibi rahatsız, üstü açılan, bir de kocaman bir kara telsizi var.      Direksiyon sağda kullanılıyor Tanzanya’da. Yol kapkaranlık taa şehir içine kadar ve hız yapılmasın diye deli gibi kasis var. Hoplamaya ilk dakikada başladık. Yol boyunca karşılaştığımız manzara çok acıklıydı.  Bu denli yoksulluk inanılır gibi değil.       Sokak başlarında motosikletli tipler, barakalar, her yer toz toprak ama hepsi rengarenk giyinmiş insanlar, evler.

 

Akşam Arusha merkezde sıradan bir otelde kaldık; Kibo Palace Bütün oteller genel tur ücretinin icinde olduğu için geceliğini maalesef net bilemiyorum. Yalnız turda sadece iki kişi olmak muhteşemdi. Özel tur gibi şoför, rehber bizim istediğimiz şekilde yaptı programı. Otelde sıfır sinek, temiz çarşaflar ve otel terliği     bizi hayrete düşürdü.

Sabah ilk durağımız olan Tarangiri National Parka doğru yola çıktık. Yol aşağı yukarı 2 saat sürüyor. Yol boyunca keçi ve sığır sürülerini otlatan rengarenk giyinmiş çobanlar ve kafalarında su taşıyan kadınlar gördük. Hayvanlar inanılmaz sıskaydı.

Tarangiri’de aslan yok ama “Big Five” tabir edilen “Büyük Beş”ten bufalo, fil ve leopar görülebilir. Büyük Beşi, aslan, gergedan, fil, bufalo, su aygırı ve leopar oluşturuyor. Afrika‘da bufalo hariç hepsinin nesli tehlikede maalesef.

Önce otelimize uğradık. Otel bir düzlüğün ortasına kurulmuş bungalov çadır odalardan oluşan otantik bir oteldi;                 Maramboi Tented Camp.

Girişte sıcak havlu ve mango suyu ikram ettiler. Resepsiyon ve restoran düzlüğe bakan geniş bir terasta yer almakta. Otelin dibine kadar yaban domuzu, öküz başlı antiloplar ve zebralar geliyor. Aksam odalara giderken uyarıda bulundular; bazen çitalar, öküz başlı antiloplara saldırmak için geliyormuş. Biz de “ok” dedikten sonra “free wifi”ın (allahin afrikasinda!) tadini çıkarıp , nefis Kilimanjaro biramızı yudumlamaya başladık, otelde 4 dolar, bakkalda 1:) Bu işe uyanınca şoföre aldırıp buzluğa attık biraları. Baska biralar da var tabi, Safari, Serengeti ve Kilimanjaro.       Ben en çok Serengeti’yi beğendim. Alkolü biraz daha yüksek.

İlk ve tek sinek Maramboi‘deydi. Meğer göl kenarı olduğundan sinek çok oluyomuş akşamları. Bir sinek bulutu içinde odaya gittik, yerleştik. Odanın yanında otlayan zebra bizimle hiç ilgilenmedi.

Bu arada sinek olsun olmasın, tüm yataklar cibinlikle çevrili ve acayip tarz:) İnsan hemen öyle bir yatak istiyor, özellikle tavan da yüksek olunca daha da keyifli. Ayrıca yemekler de gayet lezzetliydi. Seyahat boyunca hiç aç kalmadım. Her kaldığımız yerde et, pilav, salata gibi uluslararası mutfak vardı.

Biraz otelde dinlektikten sonra

haydi istikamet Tarangiri!

 

Tarangiri National Park ya da filler ve zürefalar mi demeliyim 🙂 Daha cok da filler. Bizi ilk olarak kökleri sanki gökyüzüne uzanan tuhaf ağaclar “Boabab” ve öküzbaşlı antiloplar karşıladı.

Sonra ise maymunlar, ceylanlar ve filler.

Parkta, yol olmayan bir arazide tüm gün tangır tungur yol aldık.

Bir elimde dürbün, bir elimde makina, ayakta aracın içinde…        Sırtını kaşıyan fillerden, kulaklarını oynatmayı beceremeyen yavru fillere kadar onlarca fil ailesi gördük.

Bir ara telsizden bir konuşma oldu, Jason gazı kökledi.                Bütün araçlar bir yere toplanmış, kimseden ses çıkmıyor.                 O da ne ? Az ilerideki tümsekte bir çita yatıyor!                          Herkes deli gibi teleobjektifli makinalarla saniyede 100 kez denklanşöre basmakta…

Günün sonunda bonus olarak, bir de agaçta bacaklarını sarkıtmış yatan bir leopar gördük! Hiç bizi umursamadan keyfine bakıyordu.

Yorgun argın otele döndük, taşlı tozlu yollardan.

Meraklısına not : Parklarda araç ve kişi için önceden izin alınıp ücret ödeniyor. Parkların girişinde ya da içlerinde (büyüklüğüne göre değişir) mola yerleri var. Hem temiz tuvalet, hem de içecek satılan dükkanlar da var.

Ertesi sabah, çok erken, tam 5 saat sürecek Serengeti yolculuğu için arababaya bindik.

Devami; Hakuna Matata Serengeti 😉

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s